Yorumlar:
1
Kategori:
Pete Doherty
Müzikal yetenek ve karakterin ortak buluşmasının yaşanmadığı sanatçılardan biri Pete Doherty. Konserini iki kere gelmemesi sebebiyle izleyemediğim için söylemiyorum bunu. Ama dürüstçe söylemek gerekirse birçok yönden kendini heba etmeye çalışması aslında bunun gerçek sebebi. Jimi Hendrix, Jim Morrison, Kurt Cobain gibi örneklerin olduğu dünyada herhangi bir yeteneğin erken kaybına olan kızgınlığım bitmez, bitmeyecek.
Babyshambles ve The Libertines grupları ile birçok yönden karşımıza çıkan Post Punk ilahı kendileri. Ve 2 yıldır iddia edildiği üzere uyuşturucudan uzak durmaya çalıştıktan sonra ilk defa gruplardan bağımsız olarak tek başına karşımıza çıktı. Bir şeyleri değiştirmeye çalıştığı açık ama bunda ne kadar başarılı olabileceğini yakın zamanda göreceğiz.
Grace/Wasteland albümüne gelince… Biraz daha sakinleşen ve hatta belki olgunlaşan bir Pete Doherty var karşımızda. Elbette bu konuda biraz erken yorum yapıyor da olabilirim, işin o kısmı henüz muallakta. Albümdeki bu olgunluğun bir sebebi de yapımında emeği geçen Graham Coxon (Blur’den) olabilir. Fakat sonuçta sakin, dingin, farklı müzik türlerine uzanan bir albüm çıkmış karşımıza.
Genel anlamda yenilikten ziyade eskiye dönüş yaşanıyor. Albümdeki birçok parça Pete Doherty vokalini yadsıdığımızda, 1960-1980 arası filmlere yakıştırabileceğimiz cinsten. Yeri geliyor Folk’a dalıyor, yeri geliyor eski Britpop klasiklerine uzanıyor. Albümün açılış parçası “Arcadie” doğrudan Folk ezgileri taşıyan ve hatta Pete’i de bu moda sokup coşturan bir parça. “Last Of The English Roses” ve “A Little Death Around The Eyes” ise albümün bana göre en güzide parçalarından. Özellikle 2.si tam bir eski dönem “ballroom” dans parçası modunda. Pete’in Beatles’ı andıran vokali de farklı bir tad katıp saygıyla önünde eğilmemi sağlıyor. Sonrasında gelen “Sweet By And By” ise 1960′ların Amerikan kabare Road Show’larını andırıyor New Orleans nidalarıyla. Vay canına diyorum albümü dinledikçe. Sevenlerine kötü haberim var, bu yaramaz çocuğa bir şeyler olmuş uyuşturucuya ara verince.
Albümü Babyshambles modunda bekleyenler mutlaka önce bir yüzlerini yıkasınlar. Nerede Babyshambles’ın haykırışları, agresifliği, nerede bu albümdeki dingin ve olgun bakış açısı. Ben de şaşırdım. Dinlediğinizde sizi de şaşırtacağına eminim. Bu arada dip not olarak da Graham Coxon’un albümü de çıktı. Onu da inceleyeceğim bilahare.
June 10th, 2009 at 12:31 am
“broken love song” tek gecerım albumde.! vaaay canına! hıımm, sevdım bunu :)