Yorumlar:
0
Kategori:
Richard Davis
Elektronik müziğin romantik prensi Paul Davis veya sahne adıyla Richard Davis ile güzel bir röportaj yapmıştım zamanında. Aslında röportaj daha da önce bitti ancak stüdyo çalışmalarının yoğunluğu sebebiyle bana ulaştırması biraz zaman aldı ve sonra benim işlerimin yoğunluğu, atlamam vs derken bu zamana kadar bekledik. Neyse lafı uzatmadan Paul Davis ile yaptığım röportajı size sunuyorum.
SG - Seni elektronik müziğin “Romantik Prensi” olarak adlandırıyorlar. Özel hayatında da şarkılarında olduğun gibi misin?
Paul - Aslında öyle olmam gerekiyor. Öyleyim de. Ama her yerde değil. Kız arkadaşımlayken çok fazla romantik olabiliyorum.
SG - Phonique ve Trentemoller gibi yetenekli genç sanatçılarla ortak çalışmaların oldu. Bu çalışmalar büyük ilgi uyandırdı. Bu konudaki düşüncelerin neler ve gelecekte de böyle ortaklıklar bekleyebilir miyiz?
Paul - Aslında Phonique ile senin düzenlediğin gecede tanışmıştık Istanbul’da. Benden bir parçasına vokal yapmamı rica etti ve ben de hemen evet dedim. Çok iyi bir adam. Elbette ben de sevdiğim ve ısındığım insanlarla çalışma yapmayı seviyorum. Trentemoller ile Barcelona’daki bir gecede tanıştık ve sesimi parçalarımdan sonra canlı olarak da dinleyince bana bir parçasını göndereceğini söyledi. Beğenirsem vokal yapar mıyım diye sordu. Dinledim ve çok beğendim. Daha sonra parçanın hakettiği vokali yaratmak biraz zamanımı aldı. Phonique’de ise Soul ve House karışımı bir parça vardı. Ben de zaten kendi tarzım olan Soul benzeri bir vokal yaptım ve çok uydu. Gelecekte ortak çalışmalara elbette sıcak bakıyorum. Bakarsın Istanbul’a geldiğimde bu sefer bir başkasıyla tanışırım. Bekleyelim ve görelim.
SG - Senin uzun zamandır biraz gözardı ettiğin Junkie Sartre adlı bir projen var. Bu nereden çıktı ve hiç geleceği var mı?
Paul - Junkie Sartre adı Ulrich Schnauss’la birlikte Force Tracks için birkaç parça yaparken ortaya çıktı. Birileri Ulrich’e ne zaman Tekno parça yapsa adında ya uyuşturucu ya da felsefe geçtiğini söyleyerek dalga geçti. Ben de “Junkie Sartre” gibi mi diye sordum ve Ulrich bu adı çok beğendi. Ben de kullandım.
Junkie Sartre projesi genel olarak enstrümental House türündeydi ve sanırım vokal yapmaya başladıktan ve daha çok beni tanımladığını düşündüğüm bir tarza büründükten sonra bu projeyi biraz kenara ittim. Aslında son dönemde bu projeyle çalışma yapmayı düşünüyorum ama hala tam kararımı vermiş değilim. Hatırlattığın iyi oldu, ben bir bakayım.
SG – Junkie Sartre’la alakalı olarak felsefeyle de ilgin olabileceğini tahmin ediyorum. Var mı bunun aslı?
Paul - Aslında felsefeyle hiç alakam yok diyebilirim. Yani biraz bilgim var tabii ama çok derinlemesine diyemem. Bunun temel sebebi de başkasının benim nasıl bir hayat sürdürmem konusundaki düşünceleriyle ilgilenmiyor olmam. Politikayla çok ilgiliyimdir bu arada. Yine politika konusunda da herhangi bir akıma ya da felsefik altyapısına paralel gitmiyorum. Kendi doğrularım var ve onların savunmayı tercih ediyorum.
SG – “Details” albümünden bu yana oldukça uzun bir süre geçti. Yeni albümünü daha ne kadar beklememiz gerekiyor?
Paul - Bence bir süre daha bekleyebilirim. Çalışmalar hazırlıyorum ama henüz tam olarak içine giremedim. 2007 özellikle benim için çok kötü geçti. Kendimi hiç toparlayamadım o dönemde. Sonra da “Dominique” adlı diğer grubumla çalışmalar yaptım. O grupta bas gitar çalışıyorum ve vokallerin yarısı da bana ait. Diğer yarısı da Dominic’e ait. Çalışmaların çoğunu da o yazdı. Aslında ilk defa Elektronik tabanlı olmayan bir albümde çalıştım. 7 kişilik bir grup bu ve her parçayı oturtmak çok uzun zaman aldı çünkü evde kendi stüdyomda yaptım ve alışık olmadığım bir düzenleme tarzıydı. Benim için gerçek müzik aletlerinden gelen sesi güzel bir şekilde düzenlemek ve sunmak büyük bir sınav oldu. Albüm 2008 başında Dial Records’dan çıktı. Ondan beridir biraz daha kendi müziğime odaklanma şansı buldum. Swayzak’ın albümü için bir vokal yaptım, onların turnelerine de katıldım birkaç parti için. Sonra “Smile And Receive” adlı Cassy’nin vokal yaptığı parçaları için de bir düzenleme hazırladım. Bunlar aslında benim hayat tarzımdan bir hayli uzak şeyler. Ama kim tam olarak hangi yöne doğru gittiğini bilebiliyorki?
SG – Her sanatçının ilham için farklı zamanları ve noktaları vardır. Senin böyle bir gizli yerin veya saatin var mı?
Paul - Aslında benim gizli yerim stüdyom. Öyle trende bir yere giderken camdan dışarı bakıp duygulanarak yazdığım yok. O sahne filmlerde olur genelde. Zaman olarak da genellikle gecenin 2’sinde başlarım çalışmaya. Her yeri sessizlik kapladığında ben daha rahat oluyorum. Saatin 2 olmasının sebebi de bu.
SG – Istanbul’da 2006 yılında çaldığın gece Phonique de senden sonra sahne aldı. Daha sonra da birlikte bir çalışmaya imza attınız. O zamanki performansı nasıl değerlendiriyorsun ve o gecenin sizin birlikte çalışmanıza katkısı hiç oldu mu?
Paul - Geceyi senin düzenlediğin gerçeğini bir kenara koyarsak, hayatımdaki en güzel performanslardan biriydi. İnsanlar ve onların tepkileri inanılmazdı! Gelmeden önce İstanbul hakkında herhangi bir fikrim ya da yargım yoktu. Ama gördükten sonra çok beğendiğimi söylemem lazım. Güzel bir zaman geçirdim. Hala görüştüğüm ve konuştuğum arkadaşlar edindim. Normalde bir kulüpte çaldığımda performansım bitince çıkarım ama o gece sabah saat 6’ya kadar oradaydım. Asıl ilgimi çeken insanlardı diyebilirim. Normalde insanlar sizi dinler, alkışlar ve teşekkür ederler. Ama açıkçası İstanbul’da bir şeyi beğendiğinizde gösterdiğiniz ilgi insanın aklını başından alıyor. Tabii bunun aksi de vardır mutlaka. Onu düşünmek istemiyorum.