Yorumlar:
1
Kategori:
Pearl Jam
Aramızdan biri, bir İstanbul’lu Eddie Vedder. Bugüne kadar hayatımıza birçok albümle katılan efsanevi grunge grubu 1990′ların başından beri sürekli etrafımızda. Ne yazık ki Pearl Jam’i Türkiye’de sadece bir kere izleyebildik, o da tee 1996 yılında. Ben belki de biraz şanslı tayfadanım, 2008 yılında Rock Werchter’e gelmişlerdi ve arayı kapamıştım bu sayede. Belki yeni albüm turnesinde gelirler kim bilir.
Bugüne kadar 8 albümü geride bırakan Eddie Vedder ve tayfası şimdi 6 yıl önceden müjdelerini verdikleri albümleriyle karşımızda. Her yerde bu albüm için farklı bakış açıları denediklerini söylemişlerdi. Bu söylemin en açığı da Mike McCready’den gelmişti. Bu sebeple de doğrudan kayda gitmek yerine biraz deneme yanılma seansları yapmışlar. Bu da Pearl Jam gibi bir grubun ufak da olsa bir değişime gitmeden önce yapması gereken bir şey olsa gerek. Tabii bir de ilk defa Seattle’dan ayrı bir yerde bu kadar uzun kayıt yapıyorlar. Mutlaka etkisi olmuştur.
Grup albüm için yine Brendan O’Brian ile çalışmış. Aslında bir prodüktör olmasının yanında bir takım koçu etkisi de var kendisinin. Bunu söyleyen de sadece Pearl Jam değil tabii. Ama Rage Against The Machine’i bir arada tutmaya da yetmemişti etkisi. Atlamayalım. Velhasıl bakalım Aerosmith’te de aynı etkiyi gösterebilecek mi?
Albümdeki parça uzunlukları ilk dikkati çeken konu. Bugüne kadar süre açısından “Pop” standartlarına uyan tek albüm. Buna girmemin sebebini birazdan açıklayacağım ama bundan önce de kısa parça ağırlığı olmasına rağmen bu tüm albüme sirayet etmezdi. Bu sefer 4 dakikaya ucundan kayan 2 parça hariç hepsi 2 küsür ve 3 küsür dakika.
Eddie Vedder albüm yayınlanmadan hemen önce verdiği bir röportajda bu albümün biraz daha Popvari olacağını söylemişti. Evet mutlaka vardır ama işin temeli, bu artık yaşlarını almış arkadaşlar eğlenmek istiyor. Kesin olan nokta bu bence. Bana sorarsanız bu albümde ne kadar Pop varsa o kadar Punk da var. Hatta bugüne kadar olduğundan daha fazla. Elbette Grunge, Pop ve Punk birleşti mi ortaya ne çıkabilir bunu hayal etmek zor. Demek ki böyle oluyormuş diyebiliyorum ben de. Ha şimdi düşünüyorum. Los Angeles’ta kayda girdiler, acaba içlerine The Killers cini falan mı kaçtı diye. Olabilir. Albümdeki bazı parçaları The Killers yapmış olsa (The Killers’ın son albümün vasatlığını unuttuğumuzu varsayalım) hiç şaşırmam.
Güzelliklerden bahsetmek gerekirse vokalde Chris Cornell’in olduğu (Yeminle bilmeyene dinletirseniz yer) “Gonna See My Friend” isimli Punk Rock var. Buyrun buradan girelim albüme. Eğlenceye gel şimdi. Bitti mi, bitmedi. Hemen arkasından naif bir Green Day uygulaması olan “Got Some” geliyor. Hani San Francisco’lu Punk Rock gruplarına dirsek teması yapıyorlar. Bunların yanında “Just Breathe” ve “The End” adlı iki akustik çalışma da var albümde. Ekşi Sözlük’ten Deckard’ın hatırlatması üzerine bu parçaların “In The Wild” filmi için yapılan müziklerle de bir ilintisi var.
Hani Pearl Jam’in o klasik sarkastik duruşunu, puslu ve yağmurlu bir Seattle günü modunu bekleyenler için güzel bir sürpriz olacak. Adamlar 40′ından sonra azmış valla billa. Hani albümü dinleyişlerimin arasında şu anda “Supersonic”‘i dinliyorum ve ağzım açık. Lan?! diyorum açık açık. Bunun benzerini Metallica ile yaşamıştık ve bir hayli tepki vermişti Metallica dinleyicileri. Ben de Lars Ulrich’in bir sözünü haklı bulmuştum, “Biz popüler miyiz, evet, o zaman pop yapıyoruz zaten”. Ha şimdi bunu Pearl Jam de derse hak vermekten ve saygı duymaktan başka yapacak bir şey yok. Arada da zevk almaya bakmak gerekiyor tabii tabularımızı yıkarak.
MP3: Pearl Jam - Got Some
October 10th, 2009 at 3:52 pm
uzun zamandır yaptıkları en iyi albüm… ben de yazdım, ilgilenirsen…
göksel